Yücelen Otelinin Sahibi Kim? Bir Soru, Bir Hikâye
Bazen bir şehre, bir mekâna, hatta bir otelin duvarlarına takılır kalırsınız. Kayseri’deki Yücelen Oteli, benim için hep böyle bir yerdi. Otelin dışındaki sade, taş yapısı, o tarihlerde yapmayı düşlediğim hayalleri ve düşündüğüm soruları hep aklımda canlandırıyordu. Yücelen Otelinin sahibi kimdi? Bunu düşünmeden edemiyordum. O soruya cevap ararken yaşadığım bir akşamı unutamam.
Kırık Dökmek
O akşam, yağmurun yavaşça toprağa düşüşünü izlerken, Yücelen Otelinin önünden geçiyordum. Kayseri’nin o bilindik rüzgârı, soğuk ve keskin, yavaşça vücuduma çarparken, adımlarım hızlandı. İçimde bir eksiklik vardı. Hayatımda hiçbir şey yerli yerine oturmuyordu. O günden beri içimde bir boşluk, bir boşluk ki ne tarife sığar ne de kelimelere. Her şey karmaşık bir hal almıştı; ama o otel, dışarıdan gözlemlerimle bile bazen bana sakinlik sunuyordu. Yücelen Oteli’nin sahibi kimdi? Bunu bilmek istedim. Belki, o kişide bir şeyler bulabileceğimi düşünmüştüm. Hayal kırıklıklarım ve umutlarım arasında bir yer bulabileceğimi. O esnada, kendimi gerçekten tanımak istiyordum.
Yücelen Oteli ve Yalnızlık
Birkaç gün önce yine aynı otelin etrafında dolanırken, bir gariplik fark ettim. Otelin hemen yakınında, eski tarz bir araba vardı. Üzerinde toprak birikintileri vardı. Ama öylece duruyor, bir zamanlar sahibi olan birinin hatırası gibi, terk edilmişti. Hayatın bana acımasızca veda ettiğini düşündüğüm anlar oldu. O eski arabadan nasıl çıkıp gitmişti, ne düşünerek terk etmişti? İşte o noktada da, Yücelen Oteli ve içinde barındırdığı sorularla yüzleşmeye başladım.
Otele adımımı attım, içeriye adım atarken bir yabancı gibi hissettim. Kapıdan girerken karşımda eski tarz lambalar, o kırmızı halılar ve oranın yıllar içinde kazandığı dokunuşlar vardı. Sadece bakmakla kalmadım, içerideki detayları da düşündüm. Yücelen Oteli’nin sahibi kimdi? Kimdi bu otele hayatını vermiş, yıllar boyunca tek bir yerde sabırla oturup her bir tuğlayı yerleştiren kişi? Düşüncelerim hızla iç içe girdi, bir şeylerin kaybolmuş olduğunu hissettim. Belki de hayatta kaybolan şeyler zamanla geriye dönemezdi. Ama bu otele olan ilgim, merakım hiç kaybolmamıştı.
Anlatılmamış Bir Hikâye
İçeriye adım attığımda, o eski halıların üstünde yürürken garip bir hüzün buldum. Birdenbire, kendimi bir zamanlar bu otelde olan bir olayın parçası gibi hissettim. Yücelen Oteli’nde bir zamanlar çok farklı hayatlar vardı. Kim bilir, belki de bu otelin sahibi, zamanında içindeki odalardan birinin kapısını açmış ve odaya dalanların hayatlarına dokunmuştur. Ya da belki o kişi, sadece kendisi için var olan bir yer inşa etmiştir. İkisi de mümkündü. O gün akşamında, başımı duvarlara dayadım ve otele dair herhangi bir şeyin kırık dökük, eski ama bir o kadar da değerli olduğunu fark ettim.
Otelin içinde her odanın farklı bir hikâyesi olduğunu düşündüm. Ya da belki her odanın duvarları, orada yaşanmış duyguları ve geçmişi biriktiriyordu. Hiç düşündünüz mü, geçmişin içinde kaybolmuş bir insanın kimliğiyle yalnız başına kalması nasıl bir his olabilir? Bir zamanlar Yücelen Oteli’nin sahibinin yaşadığı yalnızlık, zamanla otelin duvarlarına sinmişti belki de. Ya da belki o adam, her gün bir şeyleri yeniden inşa etmeye çalışıyordu. Yücelen Oteli, ruhu bir çeşit yansıma gibiydi; hem eskiydi hem de zamanla yenilikle birleşiyordu. Bunu görmek, bunu hissetmek benim için bir türlü mümkün olmamıştı.
Umut ve Hüzün Arasında
Bir gün, otelin duvarlarına dokunarak yürürken, sonunda birine rastladım. Yavaşça yaklaşırken, o da bana dikkatlice bakıyordu. Uzun yıllar sonra, Yücelen Oteli’nin sahibiyle karşılaştım. Adam yaşlıydı, gözleri buram buram geçmişin izleriyle doluydu. Ellerinde de, zamanla eriyen bir şey vardı. O an, gözlerim dolmuştu. Çünkü o adama bakarken, yılların içinde kaybolan anıların izlerini gördüm. Yücelen Oteli’nin sahibi, hayatı boyunca neyi aradığını bir türlü bulamamış gibiydi. Ama yine de, yıllarca bir şehre hizmet etmeye devam etmişti.
Konuşmaya başladık. Belli ki, o da benim gibi düşüncelerle bir yerlerde kaybolmuştu. Zamanında tüm bu odalarda yaşadığı acıları, hayal kırıklıklarını ve belki de hüzünlerini bir kenara koyarak otelini her zaman ayakta tutmaya çalışmıştı. Onun için Yücelen Oteli sadece bir otel değil, bir yaşam biçimiydi. Ancak, bana göre Yücelen Oteli, her bir duvarı bir hatıra gibi taşıyan bir mekândı. O an fark ettim ki, bir insan sadece bir yerin sahibi olamaz, aynı zamanda o yerin hikâyesinin de bir parçası olmalıydı.
Sonuç
Yücelen Oteli’nin sahibi, her şeyin ötesinde bir insanın taşıdığı acıları ve umutları simgeliyordu. Her oda bir hayatı, her halı bir anıyı taşıyordu. Benim için Yücelen Oteli’nin sahibi kimdi sorusu, aslında hayatta herkesin bir yeri ve bir amacı olduğu gerçeğine çıkıyordu. Sonunda fark ettim ki, kimseye kim olduğunu sormaya gerek yoktu. Hepimiz, bir şekilde kendimizin sahibi oluyoruz.
Belki de Yücelen Oteli’nin sahibinin sırrı, sadece yıllarca taşınan anılarda gizliydi.